Zaman, çok farklı bir kavram. Bazen dakikalar uzun gelir bazen seneler, hayata dar...
Duvardaki çentikler arttıkça daralır zaman. Bir adım daha yaklaşırsın sona ve aslında sonun başlangıcına. Çentikleri saymazsan da uzayıp gider her an. Bir lastiğin ucundan tutup bırakmışlar gibi şaşkın ve ürkek bakarsın, korkarsın canının yanmasından. Korkarsın beklenmedik sonuçlardan.
Beklemek ve bekletmektir zaman. Her an bir kayıptır, gereksizdir, uzundur. Geçmek bilmez ve tükenmezdir.
Bazen de çok kısadır, anlayamadan geçip gider. Tükenir birden, sen henüz onun etkisindeyken...
29 Aralık 2010 Çarşamba
27 Aralık 2010 Pazartesi
Başlangıç Noktası
Her yeni başlangıç bize umut verir ve neşe ile karşılarız onları. Yeni bir ilişkiye başlamak, yeni bir okula başlamak, yeni bir işe başlamak, yeni bir yıla başlamak...
Umutla, mutlulukla, heyecanla ve coşkuyla başlangıcın büyüsüne kapılarak attığımız ilk adım gün geçtikçe sıradanlaşır ve anlamını yitirir. O müthiş başlangıç rutin olmaya başlar zamanla ve sihrini kaybeder. Belki de biz kaybettiğini zannederiz.
Yeni bir yıla gireceğimiz zaman geçen yılın ardından bakmak istemeyiz. Günah keçisidir o, eskidir ve yüzüne bakılmayacak kadar çirkinleşmiştir gözümüzde. Halbuki yeni yıl öyle değildir. Yenidir bir kere, hayattan ne kadar beklentimiz varsa onu getirebilecek yegane sır onunla birliktedir. Bu yüzden neşe içinde başlarız yeni yıla ve büyüsüne kapılıp unuturuz hemen eskisini.
9 Aralık 2010 Perşembe
Neden?
Hayallerimiz vardır; asla ulaşamayacağımızı düşündüğümüz şeyler...
Elde etmek için çaba gösterdiğimiz ve uğruna akıl almaz fedakarlıklar yaptığımız hayaller. Gün gelip de kavuştuğumuzda, ona nasıl ulaştığımızı unuttuğumuz gerçekler.
Neden böyleyiz?
Zengin olunca fakirliği, iş bulunca işsizliği, aşk bulunca hasreti, kavuşunca uzaklığı, ferahlayınca sıkıntıyı, sağlıkta hastalığı, varlıkta yokluğu neden çok çabuk unuturuz?
Neden elde ettiğimiz şeylerin kıymetini bilmeyiz, neden?
Elde etmek için çaba gösterdiğimiz ve uğruna akıl almaz fedakarlıklar yaptığımız hayaller. Gün gelip de kavuştuğumuzda, ona nasıl ulaştığımızı unuttuğumuz gerçekler.
Neden böyleyiz?
Zengin olunca fakirliği, iş bulunca işsizliği, aşk bulunca hasreti, kavuşunca uzaklığı, ferahlayınca sıkıntıyı, sağlıkta hastalığı, varlıkta yokluğu neden çok çabuk unuturuz?
Neden elde ettiğimiz şeylerin kıymetini bilmeyiz, neden?
3 Aralık 2010 Cuma
Kısır Döngü
Söylenebilecek çok şey varken hiçbir şey söyleyememek.
Kırmaktan korkmak, rencide etmek istememek ve belki de en önemli sebebi hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını düşünmek. Bunların hiçbiri gerçeği değiştirmez oysa ki...
Ortada bir durum vardır, ellerini bağlayıp seyirci kalmak istemezsin. Gerçek yaşınla değil de olduğunun iki katı fazla yaştaymışsın gibi davranırsın. Bu da yetmezmiş gibi üstüne kendinden ödün verirsin. Kendi yaşadığın zorlukları değil de onların içinde bulundukları zorluğu düşünürsün. Vazgeçersin isteklerinden, senden istenenleri yerine getirirsin ve başarırsın da.
Sonuç mu?
Tabii ki de herşey bittikten sonra unutulursun. Fakat aynı durumlara hazırlıklı olman gerek. Çünkü bu bir döngü ve herşey tekrar başa dönecek.
Kırmaktan korkmak, rencide etmek istememek ve belki de en önemli sebebi hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını düşünmek. Bunların hiçbiri gerçeği değiştirmez oysa ki...
Ortada bir durum vardır, ellerini bağlayıp seyirci kalmak istemezsin. Gerçek yaşınla değil de olduğunun iki katı fazla yaştaymışsın gibi davranırsın. Bu da yetmezmiş gibi üstüne kendinden ödün verirsin. Kendi yaşadığın zorlukları değil de onların içinde bulundukları zorluğu düşünürsün. Vazgeçersin isteklerinden, senden istenenleri yerine getirirsin ve başarırsın da.
Sonuç mu?
Tabii ki de herşey bittikten sonra unutulursun. Fakat aynı durumlara hazırlıklı olman gerek. Çünkü bu bir döngü ve herşey tekrar başa dönecek.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)