Dünyanın en zor şeyi ne deseler kimsenin aklına gelmez...
Ya öğrenmek derler ya çalışmak ya da buna benzer şeyler. Aslında en zor olan sabretmektir; hayata, insanlara ve yaşananlara. Çocukken büyümek için zamana karşı sabretmek, okul bitince mesleğinin içine girebilmek için sabretmek, anne ve baba olunca çocuk yetiştirebilmek için sabretmek, yaşlanınca kendine yetebilmek için sabretmek.
Ama bunların da en zor olanı yapılan kötülüğe cevap vermemek için sabretmek.
Her zaman sadece sabretmek...
30 Temmuz 2009 Perşembe
29 Temmuz 2009 Çarşamba
Hoş geldin Çınar Bebek
Yeni bir can daha ilk adımını attı bugün Dünya'ya. O ilk soluk için bir çığlık attı ve yaşamını kazandı...
Çok kısa bir süre önce hafızalarda canlanamayan küçük yürek, asırlar kadar uzun geçen dakikaların ardından anne ve babası ile buluştu. Bu buluşma ile bir ömür sürecek birliktelik de başlamış oldu.
Söylenecek o kadar çok şey varken hiç bir şey söyleyememek bu olsa gerek; sadece düşünüp tebessüm etmek. Varlığı ile hayata gülümseyen bir çift göze bakıp gülümsemek...
Çok kısa bir süre önce hafızalarda canlanamayan küçük yürek, asırlar kadar uzun geçen dakikaların ardından anne ve babası ile buluştu. Bu buluşma ile bir ömür sürecek birliktelik de başlamış oldu.
Söylenecek o kadar çok şey varken hiç bir şey söyleyememek bu olsa gerek; sadece düşünüp tebessüm etmek. Varlığı ile hayata gülümseyen bir çift göze bakıp gülümsemek...
26 Temmuz 2009 Pazar
Yaşanamamış hayatlar var bildiğim ama biraz yaşlanmış…
Benliğinden kopmuş, tükenmiş ama iki küçük sebep uğruna direnmiş bir hayat. Küçük sebeplerini korumak için kendinden vazgeçmiş. Çocukluk nedir bilmemiş, gençliğin üzerine zaten çoktan sünger çekmiş…
Yürek nasıl dayanmış anlamak zor yaşanamamış hayata. Ne bir sevgi kırıntısı ne de merhamet görmüş. Takdir edilesi bir direnç göstermiş, küçük sebeplerini de bu dirençle örmek istemiş. Başaramamış ilk zamanlar, birileri o örgüleri hep parçalamış, kesmiş. Yılmamış yine örmüş ağlarını yaşanamamış hayat ama ne fayda içeridekiler yaralarla büyümeyi öğrenmiş…
Yürek nasıl dayanmış anlamak zor yaşanamamış hayata. Ne bir sevgi kırıntısı ne de merhamet görmüş. Takdir edilesi bir direnç göstermiş, küçük sebeplerini de bu dirençle örmek istemiş. Başaramamış ilk zamanlar, birileri o örgüleri hep parçalamış, kesmiş. Yılmamış yine örmüş ağlarını yaşanamamış hayat ama ne fayda içeridekiler yaralarla büyümeyi öğrenmiş…
24 Temmuz 2009 Cuma
Küçük çakıl taşlarıydık bir zamanlar…
Büyüdük, güçlendik ve öğrendik. Tabi büyüyen sadece biz değildik. Dünya da büyüdü bizimle, üstelik bütün kötülüklerle birlikte. Yaşam zor bir yarışa dönüştü. Öle alelade bir yarış da değil bu; gizli ve bir o kadar da tehlikeli. Gözünü hırs bürüyenler de oldu bu yarışta, hırsına yenik düşünler de…
Tabi küçülenler de oldu bu süreçte. Mikroskopla bile görülemeyecek kadar küçülenler. Dostluk denen o saf duygu yerini menfaatler dünyasına bıraktı. Küçükken düşüp dizlerimiz kanadığında bize mendilini uzatan arkadaş, gün geldi yüzümüze bakmadı. Peki ya hayallere ne oldu? Çimlerin üzerine uzanıp yıldızlara bakarak kurduğumuz hayallerde bizi terk etti değil mi? Hayat bize kendisini o kadar hissettirdi ki vazgeçtik hepsinden birer birer…
Önce mahalle mektebi sona erdi, sonra sıcak ev yemekleri. Başımızın çaresine bakmayı öğrendik, güle ağlaya yolumuza devam ettik. Geri döndüğümüzde hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını fark ettik. Aslanın, ağzından karnına indiği söylenen ekmek artık daha da derinlere indi. Pisliğe bulaştırmadan ekmeği vermemekte ısrar eden aslana direnmek hiç de kolay değil…
Ayağımıza dikenler batsa da gözümüzden yaşlar sel olup aksa da sırtımızdaki darbe gittikçe derinleşse de bu dikenli yolda yapmamız gereken şey inanmak ve özümüzü yitirmeden yola devam etmek.
Hepimizin yolu açık olsun…
Tabi küçülenler de oldu bu süreçte. Mikroskopla bile görülemeyecek kadar küçülenler. Dostluk denen o saf duygu yerini menfaatler dünyasına bıraktı. Küçükken düşüp dizlerimiz kanadığında bize mendilini uzatan arkadaş, gün geldi yüzümüze bakmadı. Peki ya hayallere ne oldu? Çimlerin üzerine uzanıp yıldızlara bakarak kurduğumuz hayallerde bizi terk etti değil mi? Hayat bize kendisini o kadar hissettirdi ki vazgeçtik hepsinden birer birer…
Önce mahalle mektebi sona erdi, sonra sıcak ev yemekleri. Başımızın çaresine bakmayı öğrendik, güle ağlaya yolumuza devam ettik. Geri döndüğümüzde hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını fark ettik. Aslanın, ağzından karnına indiği söylenen ekmek artık daha da derinlere indi. Pisliğe bulaştırmadan ekmeği vermemekte ısrar eden aslana direnmek hiç de kolay değil…
Ayağımıza dikenler batsa da gözümüzden yaşlar sel olup aksa da sırtımızdaki darbe gittikçe derinleşse de bu dikenli yolda yapmamız gereken şey inanmak ve özümüzü yitirmeden yola devam etmek.
Hepimizin yolu açık olsun…
Reklam nedir?
Öğretmene göre bilim, mühendise göre sanat.
Ajansa göre ekmek, markaya göre masraf.
Anneme göre hayallerim, babama göre gerçeklerim.
Bana göre ise hayatın içinden bir kare; fotoğraf. Yaşanmış, yaşanan, yaşanacak ya da yaşanmak istenen…
Tüketiciyi iç görüsüyle alt eden bir fotoğraf. İster metinden oluşsun, isterse tek bir görselden tek derdi ürünü/markayı yansıtmak, sattırmak. Yani bütün bu iç görüyle giydirilmiş bir fotoğraftır reklam.
Ajansa göre ekmek, markaya göre masraf.
Anneme göre hayallerim, babama göre gerçeklerim.
Bana göre ise hayatın içinden bir kare; fotoğraf. Yaşanmış, yaşanan, yaşanacak ya da yaşanmak istenen…
Tüketiciyi iç görüsüyle alt eden bir fotoğraf. İster metinden oluşsun, isterse tek bir görselden tek derdi ürünü/markayı yansıtmak, sattırmak. Yani bütün bu iç görüyle giydirilmiş bir fotoğraftır reklam.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)