Zaman, çok farklı bir kavram. Bazen dakikalar uzun gelir bazen seneler, hayata dar...
Duvardaki çentikler arttıkça daralır zaman. Bir adım daha yaklaşırsın sona ve aslında sonun başlangıcına. Çentikleri saymazsan da uzayıp gider her an. Bir lastiğin ucundan tutup bırakmışlar gibi şaşkın ve ürkek bakarsın, korkarsın canının yanmasından. Korkarsın beklenmedik sonuçlardan.
Beklemek ve bekletmektir zaman. Her an bir kayıptır, gereksizdir, uzundur. Geçmek bilmez ve tükenmezdir.
Bazen de çok kısadır, anlayamadan geçip gider. Tükenir birden, sen henüz onun etkisindeyken...
29 Aralık 2010 Çarşamba
27 Aralık 2010 Pazartesi
Başlangıç Noktası
Her yeni başlangıç bize umut verir ve neşe ile karşılarız onları. Yeni bir ilişkiye başlamak, yeni bir okula başlamak, yeni bir işe başlamak, yeni bir yıla başlamak...
Umutla, mutlulukla, heyecanla ve coşkuyla başlangıcın büyüsüne kapılarak attığımız ilk adım gün geçtikçe sıradanlaşır ve anlamını yitirir. O müthiş başlangıç rutin olmaya başlar zamanla ve sihrini kaybeder. Belki de biz kaybettiğini zannederiz.
Yeni bir yıla gireceğimiz zaman geçen yılın ardından bakmak istemeyiz. Günah keçisidir o, eskidir ve yüzüne bakılmayacak kadar çirkinleşmiştir gözümüzde. Halbuki yeni yıl öyle değildir. Yenidir bir kere, hayattan ne kadar beklentimiz varsa onu getirebilecek yegane sır onunla birliktedir. Bu yüzden neşe içinde başlarız yeni yıla ve büyüsüne kapılıp unuturuz hemen eskisini.
9 Aralık 2010 Perşembe
Neden?
Hayallerimiz vardır; asla ulaşamayacağımızı düşündüğümüz şeyler...
Elde etmek için çaba gösterdiğimiz ve uğruna akıl almaz fedakarlıklar yaptığımız hayaller. Gün gelip de kavuştuğumuzda, ona nasıl ulaştığımızı unuttuğumuz gerçekler.
Neden böyleyiz?
Zengin olunca fakirliği, iş bulunca işsizliği, aşk bulunca hasreti, kavuşunca uzaklığı, ferahlayınca sıkıntıyı, sağlıkta hastalığı, varlıkta yokluğu neden çok çabuk unuturuz?
Neden elde ettiğimiz şeylerin kıymetini bilmeyiz, neden?
Elde etmek için çaba gösterdiğimiz ve uğruna akıl almaz fedakarlıklar yaptığımız hayaller. Gün gelip de kavuştuğumuzda, ona nasıl ulaştığımızı unuttuğumuz gerçekler.
Neden böyleyiz?
Zengin olunca fakirliği, iş bulunca işsizliği, aşk bulunca hasreti, kavuşunca uzaklığı, ferahlayınca sıkıntıyı, sağlıkta hastalığı, varlıkta yokluğu neden çok çabuk unuturuz?
Neden elde ettiğimiz şeylerin kıymetini bilmeyiz, neden?
3 Aralık 2010 Cuma
Kısır Döngü
Söylenebilecek çok şey varken hiçbir şey söyleyememek.
Kırmaktan korkmak, rencide etmek istememek ve belki de en önemli sebebi hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını düşünmek. Bunların hiçbiri gerçeği değiştirmez oysa ki...
Ortada bir durum vardır, ellerini bağlayıp seyirci kalmak istemezsin. Gerçek yaşınla değil de olduğunun iki katı fazla yaştaymışsın gibi davranırsın. Bu da yetmezmiş gibi üstüne kendinden ödün verirsin. Kendi yaşadığın zorlukları değil de onların içinde bulundukları zorluğu düşünürsün. Vazgeçersin isteklerinden, senden istenenleri yerine getirirsin ve başarırsın da.
Sonuç mu?
Tabii ki de herşey bittikten sonra unutulursun. Fakat aynı durumlara hazırlıklı olman gerek. Çünkü bu bir döngü ve herşey tekrar başa dönecek.
Kırmaktan korkmak, rencide etmek istememek ve belki de en önemli sebebi hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını düşünmek. Bunların hiçbiri gerçeği değiştirmez oysa ki...
Ortada bir durum vardır, ellerini bağlayıp seyirci kalmak istemezsin. Gerçek yaşınla değil de olduğunun iki katı fazla yaştaymışsın gibi davranırsın. Bu da yetmezmiş gibi üstüne kendinden ödün verirsin. Kendi yaşadığın zorlukları değil de onların içinde bulundukları zorluğu düşünürsün. Vazgeçersin isteklerinden, senden istenenleri yerine getirirsin ve başarırsın da.
Sonuç mu?
Tabii ki de herşey bittikten sonra unutulursun. Fakat aynı durumlara hazırlıklı olman gerek. Çünkü bu bir döngü ve herşey tekrar başa dönecek.
29 Ekim 2010 Cuma
Karışık
Kafasının içinde ağzına kadar kirlilerle dolu bir çamaşır makinesi varmış gibi hissetti. Daha sonra bunun geçici bir his değil hayatın gerçeği olduğunu farketti. Ne kadar deterjan ve yumuşatıcı eklediyse de lekeleri yok etmeyi başaramadı. Aslında tek ihtiyacı olan bir leke çıkarıcıydı. Fakat kolay olanı tercih etti. Lekelerden kurtulmak için hepsini çöpe attı. Yerine yenilerini aldı. Ama unuttuğu bir şey vardı...
7 Ekim 2010 Perşembe
Esaretin Bedeli
Bir maddeye esir olmak mı kolay, yoksa onu esir almak mı?
Her ikisi de çok zor. Her ikisine karşı direnmek ve ayakta kalabilmek. Hem ruhuna hem bedenine hem de aklına karşı savaşabilmek...
Her ikisi de çok zor. Her ikisine karşı direnmek ve ayakta kalabilmek. Hem ruhuna hem bedenine hem de aklına karşı savaşabilmek...
29 Eylül 2010 Çarşamba
"değişim"
Bir insanın bedenini değiştirebilirsiniz, ruhunu değiştirebilirsiniz ama kişisel özelliklerini asla...
Bu sebeple kendimizi ne kadar değiştirebiliyorsak, karşımızdakinden de o kadar değişebilmesini beklemeliyiz. Teknoloji ve gelişen tıp sayesinde fiziksel özellikleri değiştirmek çok kolay. Yine psikoloji, sosyoloji gibi bilim dalları ve müzik, resim gibi sanat dalları ile ruhu değiştirmek de gerçekleştirilemeyecek bir şey değil. Fakat söz konusu kişisel özellikler olunca "değişim" de kişiye arkasını döner.
Değiştiremediğimiz şeyleri oldukları gibi kabul etmeyi ve sevmeyi öğrenmeliyiz o halde. Tıpkı kendimizi değiştiremediğimiz ve kabul ettiğimiz gibi...
Bu sebeple kendimizi ne kadar değiştirebiliyorsak, karşımızdakinden de o kadar değişebilmesini beklemeliyiz. Teknoloji ve gelişen tıp sayesinde fiziksel özellikleri değiştirmek çok kolay. Yine psikoloji, sosyoloji gibi bilim dalları ve müzik, resim gibi sanat dalları ile ruhu değiştirmek de gerçekleştirilemeyecek bir şey değil. Fakat söz konusu kişisel özellikler olunca "değişim" de kişiye arkasını döner.
Değiştiremediğimiz şeyleri oldukları gibi kabul etmeyi ve sevmeyi öğrenmeliyiz o halde. Tıpkı kendimizi değiştiremediğimiz ve kabul ettiğimiz gibi...
13 Eylül 2010 Pazartesi
İşte öyle birşey
Hani luna parka gittiğinde adrenalini yükselten bir oyuncağa binersin ve karnının içinde garip bir heyecan hissedersin ya işte öyle birşey...
3 Eylül 2010 Cuma
Geçmiş geçmişte kalır mı?
Geçmiş, herkesin sahip olduğu bir yaşanmışlıktır. İçinde güzel anılar da olur geçmişin, pişmanlıklar ve hatalar da...
Kimseyi geçmişinden ötürü yargılamaya hakkımız yoktur. Yaşanmış ve bitmiştir. Şimdiki zamanda yaşananlar hepsinden daha önemlidir. Fakat iş bizim başımıza gelince bu söylenen laflar havada kalır. Çok yakın olduğunuz birinin geçmişini en ince ayrıntısına kadar bilmek istersiniz. Öğrenince kimi zaman mutlu olur, gurur duyar kimi zaman da hayretler içerisinde kalır, inanmak istemezsiniz geçmişe.
Peki ya öğrenip kabul ettiğiniz geçmiş bir gün çıkıp geri gelirse ne olur?
Kimseyi geçmişinden ötürü yargılamaya hakkımız yoktur. Yaşanmış ve bitmiştir. Şimdiki zamanda yaşananlar hepsinden daha önemlidir. Fakat iş bizim başımıza gelince bu söylenen laflar havada kalır. Çok yakın olduğunuz birinin geçmişini en ince ayrıntısına kadar bilmek istersiniz. Öğrenince kimi zaman mutlu olur, gurur duyar kimi zaman da hayretler içerisinde kalır, inanmak istemezsiniz geçmişe.
Peki ya öğrenip kabul ettiğiniz geçmiş bir gün çıkıp geri gelirse ne olur?
23 Ağustos 2010 Pazartesi
Başa bela his...
6. his birşeyler olmadan onu hissetmekmiş. Bu his acaba sadece kötü olaylar olacağı zaman mı kendini gösteriyor, merak ediyorum.
Ne zaman içte kötü hisler oluşmaya, ruh sıkılmaya başlasa kötü bir haber alınır ya da kötü bir olayla karşılaşılır. Peki ya bunun tam tersi de mevcut mudur acaba? Yoksa insanoğlu sadece kötü şeyleri mi daha fazla aklında tutmayı başarır. Belki de içimizde muhteşem hisler olduğunda ve sonrasında güzel şeyler yaşandığında bunu farketmeyen bizleriz. Belki de suç 6. hissin değil de bizimdir.
Ne olursa olsun korkulması gereken birşeydir 6. his. Birşeyleri hissetmeden, bilmeden, düşünmeden yaşamak ve görmek en güzeli. Böylece kötü olaylar daha az etki ile atlatılırken, mutluluğun tadı bir kat daha artar.
Ne zaman içte kötü hisler oluşmaya, ruh sıkılmaya başlasa kötü bir haber alınır ya da kötü bir olayla karşılaşılır. Peki ya bunun tam tersi de mevcut mudur acaba? Yoksa insanoğlu sadece kötü şeyleri mi daha fazla aklında tutmayı başarır. Belki de içimizde muhteşem hisler olduğunda ve sonrasında güzel şeyler yaşandığında bunu farketmeyen bizleriz. Belki de suç 6. hissin değil de bizimdir.
Ne olursa olsun korkulması gereken birşeydir 6. his. Birşeyleri hissetmeden, bilmeden, düşünmeden yaşamak ve görmek en güzeli. Böylece kötü olaylar daha az etki ile atlatılırken, mutluluğun tadı bir kat daha artar.
10 Ağustos 2010 Salı
Bencillik bir sanattır, ilhamını kıskançlıktan alır
Bencillik öyle bir sanattır ki, herkesin bu konuda başarılı olması imkansızdır. Kıskançlıkla yoğurulmuş bir yetenek gerekir bu sanatı icra etmek için. Tabi biraz da hırs...
İnsanları sevdiklerini söyler bu sanatçılar, alt benliklerini göstermezler önceleri. Sonra yavaş yavaş gizlemeye çalıştıkları bu özellik, bedenlerini yırtarcasına fırlar içlerinden. İşte o içlerinden çıkan canavar çok tehlikelidir. Öyle ki, doymak için öldürmeye başlarlar başka ruhları, duyguları, inançları...
İnsanları sevdiklerini söyler bu sanatçılar, alt benliklerini göstermezler önceleri. Sonra yavaş yavaş gizlemeye çalıştıkları bu özellik, bedenlerini yırtarcasına fırlar içlerinden. İşte o içlerinden çıkan canavar çok tehlikelidir. Öyle ki, doymak için öldürmeye başlarlar başka ruhları, duyguları, inançları...
6 Ağustos 2010 Cuma
Dört duvara sığınan anılar
Gözlerini dünyaya ilk olarak açtığında gördüğün o çatının yarım asır sonra yıkılmasına şahit olmak hiç de kolay olmasa gerek. Yıkılan duvarlarla birlikte anılar da yok olacak mı diye geçer düşünceler bir bir aklından. Bir yandan da veda etmeye hazırlandığın geçmişe sarılmak istersin. Çocukken o evin bahçesinde oyunlar oynadığını hatırlarsın ve aynı bahçede kendi çocuklarının oynadığı günlere geri dönersin bir anda. Bir değil, tam iki farklı dünya vardır senin için o dört duvarın arasında. Hem çocuksundur hem de baba. Hem yaramazlık yapmışsındır hem de sıcak bir yuva. Eskidiği için ona ve anılarına sırt çevirdiğin için kendine kızacak olursun, çocukların aklına gelince de gururla bakarsın yüzlerine. Çocuklarınla ve belki de torunlarınla yeni bir yuvada yeni bir başlangıca hazırlarken kendini, hayat arkadaşının elini tutarsın sıkıca...
29 Temmuz 2010 Perşembe
Bir yıl sonra aynı yerde...
Tam bir yıl sonra yine aynı yerdedim. İlk gittiğimde nasıl bir mutlulukla dolduysa içim, bu kez tam tersi şeylerdi hissettiklerim. Yine sabahtı ve yine bir yaz günü, güneşliydi hava. Minicik bir bebeğin gözlerini hayata açışına tanık olduğum yerde bu kez genç bir kadının yorgun ve hasta bedenine tanık oldum. Nasıl o minik bedeni hayata bağlayan ben değilsem, genç kadını hayata bağlayan da olamadım. Nemli gözlerle ve ürkek adımlarla girdiğim odadan yine nemli gözlerle ayrıldım, bu kez sessiz adımlarla...
27 Haziran 2010 Pazar
16 Haziran 2010 Çarşamba
İstemeyi bil yeter
Bir şeyi çok istersen olur derler. Ben çok istedim bazılarını ve evet oldu da. Yeter ki ne istediğini bil bu hayattan ve asla peşini bırakma. İstiyorum ama olmuyor diyorsan yanılıyorsun. Sadece zamanı vardır; bekle ve gör. Sabretmeyi öğren ve gerçekten istemeyi bil. Sadece istiyorum deyip de hiçbir çaba göstermiyorsan o da olmaz. Hem gerçekten isteyeceksin hem çabalayacaksın hem de sabredeceksin. Sonunda göreceksin ki beklediğine değecek.
24 Mayıs 2010 Pazartesi
Ayrılıklar zordur
Yıllarını geçirdiğin bir şehirden ayrılman gerektiğinde ayrılırsın. Senden sonra hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünürsün orada. Herkes ve herşeyi son halleriyle hatırlarsın. Şehir hiç değişmemiş, arkadaşların orayı terketmemiştir.
Aynı şehirde yaşadığın biri o şehirde değildir artık. Başka bir yerde nefes aldığını bilirsin. Hangi şehirde olduğunun önemi yoktur. Tek hatırladığın senden uzakta olduğu ve hiç değişmediğidir. Sana geri döneceğini bilirsin.
Dostum dediğin biri vardır. Seni hayal kırıklığına uğratmıştır ve dostun değildir artık. Hatırlamak istediğin güzel günler vardır, hatırlayamazsın, son sözler seni uzaklaştırır.
Aynı şehirde yaşadığın biri o şehirde değildir artık. Başka bir yerde nefes aldığını bilirsin. Hangi şehirde olduğunun önemi yoktur. Tek hatırladığın senden uzakta olduğu ve hiç değişmediğidir. Sana geri döneceğini bilirsin.
Dostum dediğin biri vardır. Seni hayal kırıklığına uğratmıştır ve dostun değildir artık. Hatırlamak istediğin güzel günler vardır, hatırlayamazsın, son sözler seni uzaklaştırır.
10 Mayıs 2010 Pazartesi
Reklamcılık soğuk mu yenir?
Reklamcılık soğuk yenen bir yemekse eğer; önce ısınmak, pişmek ve sonra da kaynamak gerek. Kaynama noktasına geldikten sonra da ocağı kapatıp soğumasını beklemek. Soğuma sonrasında koyulaşmak ile tamamlanan tarifin ardından gelir reklamcılığın tadına bakmak.
Eğer yeteri kadar ağdalaşmamışsa da yeniden kaynatmak gerek...
Eğer yeteri kadar ağdalaşmamışsa da yeniden kaynatmak gerek...
4 Mayıs 2010 Salı
Aslan gibi kadın
Doğru sözlü, iri gözlü...
En büyük nefreti yalan, en sevdiği şey hayal olan. Fedakar bir dost ve sevdiğine bağlı bir sevgi arsızı. Zevkli, şakacı, güler yüzlü, mantık düşkünü, biraz da duygusal. Kimi zaman yavru bir kedi iken kimi zaman tırnaklarını gösteren bir aslan. Yönetilmekten nefret eden, ukala olduğu kadar da saf olan bir idealist. Planlı hareket eden lüks düşkünü bir avcı. Organizasyon kabiliyeti yüksek, açık sözlü, cömert, gururlu ve evine bağlı bir anne adayı.
En büyük nefreti yalan, en sevdiği şey hayal olan. Fedakar bir dost ve sevdiğine bağlı bir sevgi arsızı. Zevkli, şakacı, güler yüzlü, mantık düşkünü, biraz da duygusal. Kimi zaman yavru bir kedi iken kimi zaman tırnaklarını gösteren bir aslan. Yönetilmekten nefret eden, ukala olduğu kadar da saf olan bir idealist. Planlı hareket eden lüks düşkünü bir avcı. Organizasyon kabiliyeti yüksek, açık sözlü, cömert, gururlu ve evine bağlı bir anne adayı.
30 Nisan 2010 Cuma
Büyümek mi, Yaşlanmak mı?
Yaşın kaç oldu diye soranlar cevabımı duyunca büyümüşsün derlerdi eskiden. Yeterince büyüdüm sanırım ki öyle cümleler duymaz oldum.
Daha fazla büyümek yok artık; yaş almak, yaşlanmak var sırada. Ruh ile bedenin dansı var. Deli gibi zıplamak değil ama, tango belki de vals. Ağır ağır akacak bundan sonra sahne ve düşünerek atılacak adımlar. Herkes hayran kalacak ama hepsi sadece sahnede kalacak...
Daha fazla büyümek yok artık; yaş almak, yaşlanmak var sırada. Ruh ile bedenin dansı var. Deli gibi zıplamak değil ama, tango belki de vals. Ağır ağır akacak bundan sonra sahne ve düşünerek atılacak adımlar. Herkes hayran kalacak ama hepsi sadece sahnede kalacak...
27 Nisan 2010 Salı
Özlemek
Özlemek dünyanın en acımasız duygularından biriymiş. Tecrübeyle sabit bir düşünce yarattı belleğimde. Anılara sığındım...
26 Nisan 2010 Pazartesi
Merhaba
Gelecek güzel günlere, yeni insanlara, yeni işlere, yeni bir geleceğe, yeni bir başlangıca, özlediğime merhaba!
22 Nisan 2010 Perşembe
Sözlerimi Geri Alıyorum
Sanırım sana fazla tepki gösterdim Nisan, üzgünüm. Ama bilemezdim bana karşı bu kadar eli açık davranacağını. Bilemezdim özlenen günleri geri getireceğini. Şimdi öğrendim işte! Seninle iyi anlaşacağız ;j
Unutmadan söyleyeyim bir de Eylül var hayatımda...
Unutmadan söyleyeyim bir de Eylül var hayatımda...
18 Nisan 2010 Pazar
Nisan...
Kalbimi çok kırdın be Nisan...
Mesafeleri azalttın belki ama uzaklık sabit kaldı. Doğudan aldın, batıya verdin. Sen, özlemin rengini bir de yerini değiştirdin; tadı ise hep aynı. Oysa benim senden umudum vardı hep. Uzakları yakın edeceğine emindim. Yağmurunla beraber su serpeceğini düşünürdüm hep yüreklere...
İçimdeki umuttun sen bir de. Emeklerimin karşılığını sen getirecektin bana. Ekmeğimi beraber paylaşacaktık ve alın terimi silecektik birlikte...
Sen benim herşeyimdin ama hala bitmedin. İçimi ısıt ilkbahar güneşinle ve yüreğime su serp dillere destan yağmurunla. Çalınanlarımı geri ver Nisan, geri ver!
Mesafeleri azalttın belki ama uzaklık sabit kaldı. Doğudan aldın, batıya verdin. Sen, özlemin rengini bir de yerini değiştirdin; tadı ise hep aynı. Oysa benim senden umudum vardı hep. Uzakları yakın edeceğine emindim. Yağmurunla beraber su serpeceğini düşünürdüm hep yüreklere...
İçimdeki umuttun sen bir de. Emeklerimin karşılığını sen getirecektin bana. Ekmeğimi beraber paylaşacaktık ve alın terimi silecektik birlikte...
Sen benim herşeyimdin ama hala bitmedin. İçimi ısıt ilkbahar güneşinle ve yüreğime su serp dillere destan yağmurunla. Çalınanlarımı geri ver Nisan, geri ver!
23 Mart 2010 Salı
Öğrencilik Zor Zanaat
Ne güzeldir öğrenci olmak. Yaşanırken bilinmez değeri ve mezuniyetten sonra yoktur artık bir geri dönüş yeri.
Sabah saat çalar ama sürekli ertelersin. Çünkü gece erken yatmak alışkanlıkların arasında yoktur senin. 5 dakika daha derken 45 dakika geçer yatakta ve ilk derse asla yetişemezsin. Geç kalınmış derse zorla yetiştikten sonra da kahvaltı niyetine yemekhanede öğle yemeği yersin. Öğleden sonraki dersin sıkıcı olduğunu düşünürsün ve girmek istemezsin. Sora yanına birkaç arkadaş daha eklersin ve okuldan kaçılır. Hemen bir mekana gidilir ve gelsin kahveler, gitsin oyunlar. Sonra midende garip birşeyler hissedersin. Bir arkadaşının "ben acıktım" nağmeleriyle sen de acıktığını farkedersin. Evdeki boş dolap gelir aklına ve pizza yemeğe karar verirsin. Akşam eve gitmek istemezsin hiç arkadaşlar da ısrarcıdır zaten, sonunda onlara gidersin. Eve giderken de hemen yeni filmler alırsın ve tabi ki abur cubur yanına da. Gece olur ve harika vakit geçirmişsinizdir. Derken aklında şimşekler çakar bir anda. O da ne yarın için yapman gereken önemli bir ödevi yapmamışsındır. Işık hızıyla yerinden kalkar eve koşarsın ve sabaha kadar kahve eşliğinde oturursun bilgisayarın karşısında. Artık sabah olmak üzeredir ve ödev bitmiştir. Bir saat uyusam diye uzansam diye içinden geçirirken aklına uyanamama ihtimalin gelir ve hemen duşa girersin. Sabah okula gidip de hazırladığın ödevi teslim ettiğinde ise senden daha mutlusu yoktur. Eve döndüğünde ise yatağa nasıl koştuğunu hatırlamazsın bile. Sonra telefonun çalar ve arayan annendir. Sabaha kadar ödev yaptım anne dersin, o da üzülür uyandırdım diye seni. Telefonu kapatırsın ve tekrar uyumaya çalışırsın ama olmaz. Bu arada zil çalar, arkadaşların kapıdadır ve ellerinde yiyecekler. Arkadaşlarla yenilen yemeğin tadına doyum olmaz ve ardından da alınan kalorileri harcamak için koşarsınız dışarıya. Ertesi gün cumartesidir ne de olsa...
Sabah saat çalar ama sürekli ertelersin. Çünkü gece erken yatmak alışkanlıkların arasında yoktur senin. 5 dakika daha derken 45 dakika geçer yatakta ve ilk derse asla yetişemezsin. Geç kalınmış derse zorla yetiştikten sonra da kahvaltı niyetine yemekhanede öğle yemeği yersin. Öğleden sonraki dersin sıkıcı olduğunu düşünürsün ve girmek istemezsin. Sora yanına birkaç arkadaş daha eklersin ve okuldan kaçılır. Hemen bir mekana gidilir ve gelsin kahveler, gitsin oyunlar. Sonra midende garip birşeyler hissedersin. Bir arkadaşının "ben acıktım" nağmeleriyle sen de acıktığını farkedersin. Evdeki boş dolap gelir aklına ve pizza yemeğe karar verirsin. Akşam eve gitmek istemezsin hiç arkadaşlar da ısrarcıdır zaten, sonunda onlara gidersin. Eve giderken de hemen yeni filmler alırsın ve tabi ki abur cubur yanına da. Gece olur ve harika vakit geçirmişsinizdir. Derken aklında şimşekler çakar bir anda. O da ne yarın için yapman gereken önemli bir ödevi yapmamışsındır. Işık hızıyla yerinden kalkar eve koşarsın ve sabaha kadar kahve eşliğinde oturursun bilgisayarın karşısında. Artık sabah olmak üzeredir ve ödev bitmiştir. Bir saat uyusam diye uzansam diye içinden geçirirken aklına uyanamama ihtimalin gelir ve hemen duşa girersin. Sabah okula gidip de hazırladığın ödevi teslim ettiğinde ise senden daha mutlusu yoktur. Eve döndüğünde ise yatağa nasıl koştuğunu hatırlamazsın bile. Sonra telefonun çalar ve arayan annendir. Sabaha kadar ödev yaptım anne dersin, o da üzülür uyandırdım diye seni. Telefonu kapatırsın ve tekrar uyumaya çalışırsın ama olmaz. Bu arada zil çalar, arkadaşların kapıdadır ve ellerinde yiyecekler. Arkadaşlarla yenilen yemeğin tadına doyum olmaz ve ardından da alınan kalorileri harcamak için koşarsınız dışarıya. Ertesi gün cumartesidir ne de olsa...
19 Mart 2010 Cuma
Papatyalar Bitmeden Gel
Önümüzde koskocaman iki mevsim var. Güneşli ve sıcak günler kapıda. Papatyalar ise her yerdeler; her çiçekçide yüzlerce demet. Sen bilmezsin şimdi onları, bu mevsimde buraları bilemezsin.
Karlı dağların ardından bana gülümsediğini göremesem de hissederim şimdi. Papatyalar bitmeden koş hemen buralara, yetiş bak burada her şey çok güzel olacak.
Karlı dağların ardından bana gülümsediğini göremesem de hissederim şimdi. Papatyalar bitmeden koş hemen buralara, yetiş bak burada her şey çok güzel olacak.
18 Mart 2010 Perşembe
Çocuk Olmak
Bir zamanlar biz de çocuktuk ve minicikti ellerimiz. Küçücük bünyemizde yaşardı kocaman hayallerimiz. Aklımızdaki dilimizdeydi o zamanlar, en saçma fikirlerimizi bile dahiyanece görüp abartarak söylerdik.
Hava atmayı sevenlerimiz de vardı; "Ben iki tekerlekli bisikleti kullanıyorum artık oğlum babam bana 18 vitesli alcak şimdi.", "Annem var yaa bana 24'lü pastel boya aldı biliyor musun?" cümleleri değişse de ifadeler hep aynıydı.
Mahalle bakkallarındaki kalitesiz şemsiye çikolataları, emzik şekerleri, tombiyi, cinoyu, patlayan şekeri, leblebi tozunu çok severdik. Sürekli patlayan renkli plastik toplarımız vardı bizim bir de mahalle mahalle gezen salıncakta sallanma hayalleri.
Kar ayrı bir güzel yağardı o zamanlar ve güneş şimdi hiç olmadığı kadar sıcaktı. Tadı ve kokusu asla unutulmayacak günlerdi; ne kokulu silgiler ve kağıtlar ne beslenme dersindeki koku ne de arkadaşla paylaşılan simit ve gazoz asla silinmediler hafızadan.
Hatıra ve anket defterleri hala durur bir kenarda; unutulmuş yüzler ama tanıdık isimler ve arkadaşa ayrılmış temiz bir sayfa. Sonra yapılmış peçete koleksiyonları ve okuldan eve dönerken kırtasiyeden alınmış minik poşetlerdeki renkli kolonyalar gelir akıllara.
Hayallerimizi süsleyen tetris ve atariler şimdi neredeler?
Neredesin Super Mario?
Hava atmayı sevenlerimiz de vardı; "Ben iki tekerlekli bisikleti kullanıyorum artık oğlum babam bana 18 vitesli alcak şimdi.", "Annem var yaa bana 24'lü pastel boya aldı biliyor musun?" cümleleri değişse de ifadeler hep aynıydı.
Mahalle bakkallarındaki kalitesiz şemsiye çikolataları, emzik şekerleri, tombiyi, cinoyu, patlayan şekeri, leblebi tozunu çok severdik. Sürekli patlayan renkli plastik toplarımız vardı bizim bir de mahalle mahalle gezen salıncakta sallanma hayalleri.
Kar ayrı bir güzel yağardı o zamanlar ve güneş şimdi hiç olmadığı kadar sıcaktı. Tadı ve kokusu asla unutulmayacak günlerdi; ne kokulu silgiler ve kağıtlar ne beslenme dersindeki koku ne de arkadaşla paylaşılan simit ve gazoz asla silinmediler hafızadan.
Hatıra ve anket defterleri hala durur bir kenarda; unutulmuş yüzler ama tanıdık isimler ve arkadaşa ayrılmış temiz bir sayfa. Sonra yapılmış peçete koleksiyonları ve okuldan eve dönerken kırtasiyeden alınmış minik poşetlerdeki renkli kolonyalar gelir akıllara.
Hayallerimizi süsleyen tetris ve atariler şimdi neredeler?
Neredesin Super Mario?
15 Mart 2010 Pazartesi
Gelecek
Her yeni başlangıçta içimde bir heves ve bir kaç küçük adımdan sonra bir burukluk yüreğimde. Bu başlangıç benim değil duygusu ile kapatılan sayfalar ve beklenen yeni başlangıçlar. İçine kendimi yediremediğim hikayeler ve aralarında olmak istemediğim kahramanlar. Onlar benim olamazlar ve asla olmayacaklar. Benim istediğim, aradığım, beklediğim ve olmak istediğim gibi değil hiçbiri.
Zamanı var demek ki bekliyorum ve zamanı var demek ki gelecekler bana bir gün biliyorum. Her şey aklımdaki gibi olacak ve içime sinecek mekan, kişi ve olaylar. Her şeyin bir zamanı var.
Zamanı var demek ki bekliyorum ve zamanı var demek ki gelecekler bana bir gün biliyorum. Her şey aklımdaki gibi olacak ve içime sinecek mekan, kişi ve olaylar. Her şeyin bir zamanı var.
12 Mart 2010 Cuma
%100 Mutluluk Oyunu
Yaşam içinde pek çok duyguyu birden barındırıyor. Yıllar yıllara, aylar aylara, haftalar haftalara, günler günlere, saatler saatlere, dakikalar dakikalara ve hatta anlar anlara uymuyor kimi zaman. Ama hiç birinde %100 değil yaşanan duygular.
Tam anlamıyla kendinizi mutsuz hissettiğinizi düşündüğünüz günlerde birden yüzünüzü güldürecek bir olay oluyor ve buna gülümsemeyi başarabiliyorsunuz. Dertleriniz bir kenarda dururken, bir yandan acı çekerken diğer yandan da seviniyorsunuz kimi yaşananlara.
Hep mutlu olduğunuzu düşündüğünüz anlar da var. Sevdiğiniz ve sizi seven biri, aileniz, sağlığınız, arkadaşlarınız, dostlarınız, paranız, işiniz, eviniz kısacası her şeyiniz tamam. O halde içinizi karartan o his nereden çıkıyor ortaya aniden? Bütün bunlara sahip olmak size yetmiyor. İstedikçe daha da istiyorsunuz. Mutlu olduğunuzu ispat etmek istiyorsunuz ama bir şey sizi engelliyor. Siz engellemesine izin vermiyorsunuz sonra ve oynuyorsunuz hayatla ve aslında farkında olmadan kendinizle. Her gece yatağa girdiğinizde kendinize dikte ediorsunuz aynı cümleyi: Mutluyum ben, sorun yok aslında. Yine her sabah tekrarlıyorsunuz şu cümleyi: Bugün ne olursa olsun beni mutsuz etmesine izin vermeyeceğim. Siz bunları sıkça tekrar ediyorsunuz ama gerçek mi tüm bunlar?
İnanıyorsanız oyun bitti!
Tam anlamıyla kendinizi mutsuz hissettiğinizi düşündüğünüz günlerde birden yüzünüzü güldürecek bir olay oluyor ve buna gülümsemeyi başarabiliyorsunuz. Dertleriniz bir kenarda dururken, bir yandan acı çekerken diğer yandan da seviniyorsunuz kimi yaşananlara.
Hep mutlu olduğunuzu düşündüğünüz anlar da var. Sevdiğiniz ve sizi seven biri, aileniz, sağlığınız, arkadaşlarınız, dostlarınız, paranız, işiniz, eviniz kısacası her şeyiniz tamam. O halde içinizi karartan o his nereden çıkıyor ortaya aniden? Bütün bunlara sahip olmak size yetmiyor. İstedikçe daha da istiyorsunuz. Mutlu olduğunuzu ispat etmek istiyorsunuz ama bir şey sizi engelliyor. Siz engellemesine izin vermiyorsunuz sonra ve oynuyorsunuz hayatla ve aslında farkında olmadan kendinizle. Her gece yatağa girdiğinizde kendinize dikte ediorsunuz aynı cümleyi: Mutluyum ben, sorun yok aslında. Yine her sabah tekrarlıyorsunuz şu cümleyi: Bugün ne olursa olsun beni mutsuz etmesine izin vermeyeceğim. Siz bunları sıkça tekrar ediyorsunuz ama gerçek mi tüm bunlar?
İnanıyorsanız oyun bitti!
8 Mart 2010 Pazartesi
Kadınlar Ne İster?
Çok fazla beklentisi yoktur aslında onların hayattan. Aşk ve dostluk temelidir yaşamlarının. Önce güvenebilecekleri ve herşeylerini paylaşabilecekleri bir dost ve ardından bu dosta anlatacakları aşkları. Bu ikisi üzerinden işlemeye devam eder istekleri...
"Dostum hep yanımda olmalı, ben ağlayınca beni güldürmeyi bilmeli, çok gülünce sus diyebilmeli, kilo aldığımda benimle diyete başlamalı, alışverişe bensiz gitmemeli, muhakkak her gün beni görmeli, göremezse aramalı ve telefonda saatlerce konuşmalı, sevgilimi sevmeli ve onunla anlaşabilmeli..." çok şey mi istedi ki?
"Sevgilim beni çok sevmeli, triplerime katlanabilmeli, beni hediyelere boğmalı, özel günleri asla unutmamalı, biraz romantik olmalı ama asla abartmamalı, ara sıra bana çiçek almalı, kilo aldığım zaman seni her halinle seviyorum demeli, beni şımartmalı, arkadaşlarına benden bahsetmeli, kankamı sevmeli ve onunla anlaşabilmeli, annemle babama saygı duymalı..." işte kadın milleti.
Çok şey mi istedi ki :j
"Dostum hep yanımda olmalı, ben ağlayınca beni güldürmeyi bilmeli, çok gülünce sus diyebilmeli, kilo aldığımda benimle diyete başlamalı, alışverişe bensiz gitmemeli, muhakkak her gün beni görmeli, göremezse aramalı ve telefonda saatlerce konuşmalı, sevgilimi sevmeli ve onunla anlaşabilmeli..." çok şey mi istedi ki?
"Sevgilim beni çok sevmeli, triplerime katlanabilmeli, beni hediyelere boğmalı, özel günleri asla unutmamalı, biraz romantik olmalı ama asla abartmamalı, ara sıra bana çiçek almalı, kilo aldığım zaman seni her halinle seviyorum demeli, beni şımartmalı, arkadaşlarına benden bahsetmeli, kankamı sevmeli ve onunla anlaşabilmeli, annemle babama saygı duymalı..." işte kadın milleti.
Çok şey mi istedi ki :j
7 Mart 2010 Pazar
Yalan mı, Yılan mı?
Yalan mı daha korkunçtur yoksa yılan mı? Yalandan mı daha çok korkarız yoksa yılandan mı? Hangisi daha çok acıtır canımızı? Hangisinin acısı daha çabuk geçer?
27 Şubat 2010 Cumartesi
Senin İçin...

Bu sabah elime bir kalem aldım ama yazamadım. Düşüncelerimi, yazarak değil resimlerle anlatmak istedim.
Senin için bir güneş çizdim. Bensiz geçen günlerin karanlık geçmesin, dünyan hep aydınlık olsun diye.
Bir de bulut ekledim güneşin yanına. Kendini kötü hissettiğinde senin yerine o ağlasın diye.
Bir de bulut ekledim güneşin yanına. Kendini kötü hissettiğinde senin yerine o ağlasın diye.
Ağaçlar çizdim ırmakların kenarına. Irmağın sesini dinlerken ağaçların gölgesinde dinlen diye.
Ve bir ev çizdim; küçük ama sevimli. Nereye gidersen git sonunda oraya döneceğini bil diye.
21 Şubat 2010 Pazar
...
Her gün bir yaprak daha eksilen bir defterken hayat, aynı zamanda yeni sayfalar eklenen bir romandır. Kimi sayfasında hüzün vardır, kimisinde ise kahkaha. Bir sayfada aşk, diğerinde intikam. Kötü başlayan ve gittikçe yoluna giren paragraflar ardı ardına. Tamamlanamamış hikayeler ve mutsuz hikaye kadınları...
10 Şubat 2010 Çarşamba
Umut
Mutluluk içimizde ve onu dışarıya çıkartmak bizim elimizde. İnsanlar umut ettikçe yaşıyorsa eğer, umudunu asla kaybetme. Aynanın karşısına geç, kendini izle, gözlerinin içine bakmayı dene ve hayatta sahip olduğun değerleri düşün. İmkansız diye bir şey olmadığına inan ve tüm imkanlarını kullanarak hayallerine bir adım atmayı dene. Hayallerine giden parlak ışıklı yolda önünde taşlar olabilir, onlara takılabilirsin ve hatta düşebilirsin bile. Ama asla yılma ve yoluna devam et. Unutma ki o taşlar olmasa hayallere ulaşmak da bu kadar kıymetli olmazdı.
3 Şubat 2010 Çarşamba
Yaz mı, Kış mı?
Kimileri yaz aylarını severken kimileri için de kış aylarından biri vazgeçilmez olabilir. Benim en sevdiğim ay "Şubat". Kar yağar kimi zaman Şubatta, kimi zaman da şiddetli bir rüzgar eser sokakları sıyıran. Soğuk gibi görünse de yaşananlar vardır; içleri ısıtan...
26 Ocak 2010 Salı
Bir Ters Bir Düz
Bazen tam ters yönden bakmalısın hayata; hiç düşünmediğin şekilde ve hiç olmadığın gibi. Olumsuzluklara farklı bir yön vermeli, olumlu olayların daha da üstüne gitmeli ve keyfine keyif katmayı bilmelisin.
25 Ocak 2010 Pazartesi
Yalnız Bile Kalamıyoruz
Yalnız kalmak iyidir. İyi gelir kafa dinlemek bazen insana. Gözden geçirirsin geçmişini ve geleceğini. Hataları görüp pay çıkartırsın kendine ve yapılması gerekenleri içeren kocaman bir liste.
Yalnızlık hiç bir zaman başladığı gibi bitmez ne yazık ki...
Hemen birileri gelir yanına, ilgilenmediğin şeylerden bahsederler, ilgileniyormuş gibi yaparsın, aslında tek istediğin ara vermeden tamamlayabilmektir yalnızlığını.
Yalnızlık hiç bir zaman başladığı gibi bitmez ne yazık ki...
Hemen birileri gelir yanına, ilgilenmediğin şeylerden bahsederler, ilgileniyormuş gibi yaparsın, aslında tek istediğin ara vermeden tamamlayabilmektir yalnızlığını.
22 Ocak 2010 Cuma
Bir Damla
Bazen bir damla göz yaşı durur göz kapağının altında ve akmamak için direnir. Savaşırsın onunla ama ikna edemezsin dışarı çıkmaya. O, orada durdukça rahatsız olursun herşeyden, herkesten.
Kimi zaman da akar gider sana sormadan ve öylece durup kalırsın onun ardından...
Kimi zaman da akar gider sana sormadan ve öylece durup kalırsın onun ardından...
19 Ocak 2010 Salı
Karlı Bir Gün
Aylardan ocak ve dışarıda lapa lapa kar yağıyor. Sobada yanan odunların çıkardığı sesleri, sobanın üzerinde kızaran kestanelerin kokusu tamamlıyor. Sen pencerenin kenarında oturmuş sokağı izlerken pencerenden, dumanı tüten kahveni yudumluyorsun. Sonra arkanı bir dönüyorsun ve beni görüyorsun karşında. Elimde bir tepsi var, içinde de senin için yaptığım kek ve çay. Sarılıyorsun bana sevgiyle ve bir öpücük konduruyorsun alnıma. Mutluluğun daha güzel bir tarifi var mı bildiğin?
15 Ocak 2010 Cuma
Nefret
Nefret öyle bir duygudur ki yerinde saymaz asla, katmerlenerek ilerler. İnsanoğlunun kalbinde yaşayan ve asla geçici olmayan duygulardan biridir. Kolay kolay kimsenin kalbine yerleşmez o, ama geldi mi de gitmek bilmez.
13 Ocak 2010 Çarşamba
Geçti Gitti Bitti
Sana anlattığım kelebek vardı ya, o artık bir tırtıl. Sessiz kanat çırpmaları ve hafifçe yarattığı rüzgar yok artık. Kemiren bir his var şimdi. Derin değil kesikler ama acısı çok fazla. Kısacık ömrü yetmedi iyileştirmeye. Terketti bizi umutlarla birlikte. Güle güle kelebek...
11 Ocak 2010 Pazartesi
Kendime İş Buldum
Girişimci olmaya karar verdim. Bir çöpçatanlık şirketi kuracağım. Özgeçmişler ve hazırlanmış özel soru formları ile başvuruları kabul edeceğim. Sonra adayları stüdyoya alıp fotoğraflarını çekeceğim ve karakterlerini analiz edeceğim. Sonunda ise her adaya ait bir katalog ortaya çıkacak ve böylece birbirine en yakın iki adayı eşleştireceğim. Söyleyin bana televizyonda yayınlanan izdivaç programlarından daha başarılı bir yöntem olmaz mı?
10 Ocak 2010 Pazar
Bu da ne?
Gerçekle hayal arasındadır o. Hayal kadar soyuttur ve gerçek kadar somuttur yaşattıkları. Birlikte ağlar birlikte gülersin onunla. Kendisi bitse bile etkileri devam eder üzerinde. Kimi zaman yaralar seni ve yüreğinde gerçek bir acı duyarsın, uykun vardır ama uyuyamazsın. Kimi zaman da göz kapaklarını gülümseyerek açarsın. Adına rüya deseler de, sen onu gerçekten yaşarsın.
6 Ocak 2010 Çarşamba
Kelebeklenme
Kimi zaman insanların karnında kelebekler uçabilir. Bu durum da genellikle aşk ile ilişkilendirilir. Ben bugün farkettim ki o kelebekler sadece aşıklarda olmazmış. Aşk, bir kişiye olduğu gibi bir işe karşı da yaşanabilirmiş. Kim bilir belki de bu kelebek ömürlü his, karga ömrü kadar büyük bir şans getirir...
Özel Bir Gün
Kimi günler vardır hiç unutulmazlar; mutlu tesadüflere sebep olurlar.
Söylenecek tek şey:
İyi ki varlar...
Söylenecek tek şey:
İyi ki varlar...
3 Ocak 2010 Pazar
İstanbul
Taşı toprağı altın memleket; fakirin umut kapısı, zenginin renkli dünyası. Bir umutla yaşamlar taşınıyor bu kente ve gerisi hep aynı hikaye...
Kimileri kendini kurtarmaya çalışırken bu azı dişli canavardan kimileri de umutla el açıyor bir dilim ekmek uğruna gerçek yüzünü görmediği girdaba.
Kimileri kendini kurtarmaya çalışırken bu azı dişli canavardan kimileri de umutla el açıyor bir dilim ekmek uğruna gerçek yüzünü görmediği girdaba.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


