Ne güzeldir öğrenci olmak. Yaşanırken bilinmez değeri ve mezuniyetten sonra yoktur artık bir geri dönüş yeri.
Sabah saat çalar ama sürekli ertelersin. Çünkü gece erken yatmak alışkanlıkların arasında yoktur senin. 5 dakika daha derken 45 dakika geçer yatakta ve ilk derse asla yetişemezsin. Geç kalınmış derse zorla yetiştikten sonra da kahvaltı niyetine yemekhanede öğle yemeği yersin. Öğleden sonraki dersin sıkıcı olduğunu düşünürsün ve girmek istemezsin. Sora yanına birkaç arkadaş daha eklersin ve okuldan kaçılır. Hemen bir mekana gidilir ve gelsin kahveler, gitsin oyunlar. Sonra midende garip birşeyler hissedersin. Bir arkadaşının "ben acıktım" nağmeleriyle sen de acıktığını farkedersin. Evdeki boş dolap gelir aklına ve pizza yemeğe karar verirsin. Akşam eve gitmek istemezsin hiç arkadaşlar da ısrarcıdır zaten, sonunda onlara gidersin. Eve giderken de hemen yeni filmler alırsın ve tabi ki abur cubur yanına da. Gece olur ve harika vakit geçirmişsinizdir. Derken aklında şimşekler çakar bir anda. O da ne yarın için yapman gereken önemli bir ödevi yapmamışsındır. Işık hızıyla yerinden kalkar eve koşarsın ve sabaha kadar kahve eşliğinde oturursun bilgisayarın karşısında. Artık sabah olmak üzeredir ve ödev bitmiştir. Bir saat uyusam diye uzansam diye içinden geçirirken aklına uyanamama ihtimalin gelir ve hemen duşa girersin. Sabah okula gidip de hazırladığın ödevi teslim ettiğinde ise senden daha mutlusu yoktur. Eve döndüğünde ise yatağa nasıl koştuğunu hatırlamazsın bile. Sonra telefonun çalar ve arayan annendir. Sabaha kadar ödev yaptım anne dersin, o da üzülür uyandırdım diye seni. Telefonu kapatırsın ve tekrar uyumaya çalışırsın ama olmaz. Bu arada zil çalar, arkadaşların kapıdadır ve ellerinde yiyecekler. Arkadaşlarla yenilen yemeğin tadına doyum olmaz ve ardından da alınan kalorileri harcamak için koşarsınız dışarıya. Ertesi gün cumartesidir ne de olsa...
23 Mart 2010 Salı
19 Mart 2010 Cuma
Papatyalar Bitmeden Gel
Önümüzde koskocaman iki mevsim var. Güneşli ve sıcak günler kapıda. Papatyalar ise her yerdeler; her çiçekçide yüzlerce demet. Sen bilmezsin şimdi onları, bu mevsimde buraları bilemezsin.
Karlı dağların ardından bana gülümsediğini göremesem de hissederim şimdi. Papatyalar bitmeden koş hemen buralara, yetiş bak burada her şey çok güzel olacak.
Karlı dağların ardından bana gülümsediğini göremesem de hissederim şimdi. Papatyalar bitmeden koş hemen buralara, yetiş bak burada her şey çok güzel olacak.
18 Mart 2010 Perşembe
Çocuk Olmak
Bir zamanlar biz de çocuktuk ve minicikti ellerimiz. Küçücük bünyemizde yaşardı kocaman hayallerimiz. Aklımızdaki dilimizdeydi o zamanlar, en saçma fikirlerimizi bile dahiyanece görüp abartarak söylerdik.
Hava atmayı sevenlerimiz de vardı; "Ben iki tekerlekli bisikleti kullanıyorum artık oğlum babam bana 18 vitesli alcak şimdi.", "Annem var yaa bana 24'lü pastel boya aldı biliyor musun?" cümleleri değişse de ifadeler hep aynıydı.
Mahalle bakkallarındaki kalitesiz şemsiye çikolataları, emzik şekerleri, tombiyi, cinoyu, patlayan şekeri, leblebi tozunu çok severdik. Sürekli patlayan renkli plastik toplarımız vardı bizim bir de mahalle mahalle gezen salıncakta sallanma hayalleri.
Kar ayrı bir güzel yağardı o zamanlar ve güneş şimdi hiç olmadığı kadar sıcaktı. Tadı ve kokusu asla unutulmayacak günlerdi; ne kokulu silgiler ve kağıtlar ne beslenme dersindeki koku ne de arkadaşla paylaşılan simit ve gazoz asla silinmediler hafızadan.
Hatıra ve anket defterleri hala durur bir kenarda; unutulmuş yüzler ama tanıdık isimler ve arkadaşa ayrılmış temiz bir sayfa. Sonra yapılmış peçete koleksiyonları ve okuldan eve dönerken kırtasiyeden alınmış minik poşetlerdeki renkli kolonyalar gelir akıllara.
Hayallerimizi süsleyen tetris ve atariler şimdi neredeler?
Neredesin Super Mario?
Hava atmayı sevenlerimiz de vardı; "Ben iki tekerlekli bisikleti kullanıyorum artık oğlum babam bana 18 vitesli alcak şimdi.", "Annem var yaa bana 24'lü pastel boya aldı biliyor musun?" cümleleri değişse de ifadeler hep aynıydı.
Mahalle bakkallarındaki kalitesiz şemsiye çikolataları, emzik şekerleri, tombiyi, cinoyu, patlayan şekeri, leblebi tozunu çok severdik. Sürekli patlayan renkli plastik toplarımız vardı bizim bir de mahalle mahalle gezen salıncakta sallanma hayalleri.
Kar ayrı bir güzel yağardı o zamanlar ve güneş şimdi hiç olmadığı kadar sıcaktı. Tadı ve kokusu asla unutulmayacak günlerdi; ne kokulu silgiler ve kağıtlar ne beslenme dersindeki koku ne de arkadaşla paylaşılan simit ve gazoz asla silinmediler hafızadan.
Hatıra ve anket defterleri hala durur bir kenarda; unutulmuş yüzler ama tanıdık isimler ve arkadaşa ayrılmış temiz bir sayfa. Sonra yapılmış peçete koleksiyonları ve okuldan eve dönerken kırtasiyeden alınmış minik poşetlerdeki renkli kolonyalar gelir akıllara.
Hayallerimizi süsleyen tetris ve atariler şimdi neredeler?
Neredesin Super Mario?
15 Mart 2010 Pazartesi
Gelecek
Her yeni başlangıçta içimde bir heves ve bir kaç küçük adımdan sonra bir burukluk yüreğimde. Bu başlangıç benim değil duygusu ile kapatılan sayfalar ve beklenen yeni başlangıçlar. İçine kendimi yediremediğim hikayeler ve aralarında olmak istemediğim kahramanlar. Onlar benim olamazlar ve asla olmayacaklar. Benim istediğim, aradığım, beklediğim ve olmak istediğim gibi değil hiçbiri.
Zamanı var demek ki bekliyorum ve zamanı var demek ki gelecekler bana bir gün biliyorum. Her şey aklımdaki gibi olacak ve içime sinecek mekan, kişi ve olaylar. Her şeyin bir zamanı var.
Zamanı var demek ki bekliyorum ve zamanı var demek ki gelecekler bana bir gün biliyorum. Her şey aklımdaki gibi olacak ve içime sinecek mekan, kişi ve olaylar. Her şeyin bir zamanı var.
12 Mart 2010 Cuma
%100 Mutluluk Oyunu
Yaşam içinde pek çok duyguyu birden barındırıyor. Yıllar yıllara, aylar aylara, haftalar haftalara, günler günlere, saatler saatlere, dakikalar dakikalara ve hatta anlar anlara uymuyor kimi zaman. Ama hiç birinde %100 değil yaşanan duygular.
Tam anlamıyla kendinizi mutsuz hissettiğinizi düşündüğünüz günlerde birden yüzünüzü güldürecek bir olay oluyor ve buna gülümsemeyi başarabiliyorsunuz. Dertleriniz bir kenarda dururken, bir yandan acı çekerken diğer yandan da seviniyorsunuz kimi yaşananlara.
Hep mutlu olduğunuzu düşündüğünüz anlar da var. Sevdiğiniz ve sizi seven biri, aileniz, sağlığınız, arkadaşlarınız, dostlarınız, paranız, işiniz, eviniz kısacası her şeyiniz tamam. O halde içinizi karartan o his nereden çıkıyor ortaya aniden? Bütün bunlara sahip olmak size yetmiyor. İstedikçe daha da istiyorsunuz. Mutlu olduğunuzu ispat etmek istiyorsunuz ama bir şey sizi engelliyor. Siz engellemesine izin vermiyorsunuz sonra ve oynuyorsunuz hayatla ve aslında farkında olmadan kendinizle. Her gece yatağa girdiğinizde kendinize dikte ediorsunuz aynı cümleyi: Mutluyum ben, sorun yok aslında. Yine her sabah tekrarlıyorsunuz şu cümleyi: Bugün ne olursa olsun beni mutsuz etmesine izin vermeyeceğim. Siz bunları sıkça tekrar ediyorsunuz ama gerçek mi tüm bunlar?
İnanıyorsanız oyun bitti!
Tam anlamıyla kendinizi mutsuz hissettiğinizi düşündüğünüz günlerde birden yüzünüzü güldürecek bir olay oluyor ve buna gülümsemeyi başarabiliyorsunuz. Dertleriniz bir kenarda dururken, bir yandan acı çekerken diğer yandan da seviniyorsunuz kimi yaşananlara.
Hep mutlu olduğunuzu düşündüğünüz anlar da var. Sevdiğiniz ve sizi seven biri, aileniz, sağlığınız, arkadaşlarınız, dostlarınız, paranız, işiniz, eviniz kısacası her şeyiniz tamam. O halde içinizi karartan o his nereden çıkıyor ortaya aniden? Bütün bunlara sahip olmak size yetmiyor. İstedikçe daha da istiyorsunuz. Mutlu olduğunuzu ispat etmek istiyorsunuz ama bir şey sizi engelliyor. Siz engellemesine izin vermiyorsunuz sonra ve oynuyorsunuz hayatla ve aslında farkında olmadan kendinizle. Her gece yatağa girdiğinizde kendinize dikte ediorsunuz aynı cümleyi: Mutluyum ben, sorun yok aslında. Yine her sabah tekrarlıyorsunuz şu cümleyi: Bugün ne olursa olsun beni mutsuz etmesine izin vermeyeceğim. Siz bunları sıkça tekrar ediyorsunuz ama gerçek mi tüm bunlar?
İnanıyorsanız oyun bitti!
8 Mart 2010 Pazartesi
Kadınlar Ne İster?
Çok fazla beklentisi yoktur aslında onların hayattan. Aşk ve dostluk temelidir yaşamlarının. Önce güvenebilecekleri ve herşeylerini paylaşabilecekleri bir dost ve ardından bu dosta anlatacakları aşkları. Bu ikisi üzerinden işlemeye devam eder istekleri...
"Dostum hep yanımda olmalı, ben ağlayınca beni güldürmeyi bilmeli, çok gülünce sus diyebilmeli, kilo aldığımda benimle diyete başlamalı, alışverişe bensiz gitmemeli, muhakkak her gün beni görmeli, göremezse aramalı ve telefonda saatlerce konuşmalı, sevgilimi sevmeli ve onunla anlaşabilmeli..." çok şey mi istedi ki?
"Sevgilim beni çok sevmeli, triplerime katlanabilmeli, beni hediyelere boğmalı, özel günleri asla unutmamalı, biraz romantik olmalı ama asla abartmamalı, ara sıra bana çiçek almalı, kilo aldığım zaman seni her halinle seviyorum demeli, beni şımartmalı, arkadaşlarına benden bahsetmeli, kankamı sevmeli ve onunla anlaşabilmeli, annemle babama saygı duymalı..." işte kadın milleti.
Çok şey mi istedi ki :j
"Dostum hep yanımda olmalı, ben ağlayınca beni güldürmeyi bilmeli, çok gülünce sus diyebilmeli, kilo aldığımda benimle diyete başlamalı, alışverişe bensiz gitmemeli, muhakkak her gün beni görmeli, göremezse aramalı ve telefonda saatlerce konuşmalı, sevgilimi sevmeli ve onunla anlaşabilmeli..." çok şey mi istedi ki?
"Sevgilim beni çok sevmeli, triplerime katlanabilmeli, beni hediyelere boğmalı, özel günleri asla unutmamalı, biraz romantik olmalı ama asla abartmamalı, ara sıra bana çiçek almalı, kilo aldığım zaman seni her halinle seviyorum demeli, beni şımartmalı, arkadaşlarına benden bahsetmeli, kankamı sevmeli ve onunla anlaşabilmeli, annemle babama saygı duymalı..." işte kadın milleti.
Çok şey mi istedi ki :j
7 Mart 2010 Pazar
Yalan mı, Yılan mı?
Yalan mı daha korkunçtur yoksa yılan mı? Yalandan mı daha çok korkarız yoksa yılandan mı? Hangisi daha çok acıtır canımızı? Hangisinin acısı daha çabuk geçer?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)